Aidiyet nedir?
31 Ağustos 2026 · 1 dk okuma

Aidiyet nedir? Gerçekten nereye, kime veya neye ait oluruz?
Aidiyet insanın içindeki kapanmayan temel boşluğu bir topluluğun aynasında dindirme çabasından ibarettir. Peki bu boşluk nerden gelir?
Kişi dünyaya gözünüzü açtığı ilk andan itibaren anne ile arasında hiçbir sınırın ve ayrımın olmadığı mutlak bütünlük halinden, topluma ve dile "ait olabilmek" adına adım adım vazgeçmek zorunda kalır.
Sütten kesilmekten tuvalet eğitimine kadar maruz kaldığımız her toplumsal kural, aslında ilksel ve sınırsız hazzımızın (jouissance) yavaş yavaş feda edilmesidir. Dünyanın sesi artık şudur: “Benim dünyama kabul edilmek, konuşan ve anlaşılan bir insan olmak istiyorsan; dilediğin an emebileceğin memeyi, bedenini kuralsızca serbest bırakmanın konforlu hazzını feda edeceksin”
Topluma dahil olmak bir vazgeçiştir; dilin kapısından ancak bir şeyleri kaybederek geçebilirsin. Bütünlük hissini feda ederek.
Ait olmak uğruna ödediğimiz bu bedel, bizi içimizde ömür boyu taşıyacağımız boşluk hissiyle baş başa bırakır.
Psikanaliz burayı çok güzel açıklar; Eve bir daha asla dönemeyiz.
Bu yüzden hayat boyu bir şehirden diğerine, bir işten yeni bir başarıya, bir sevgiliden ötekine savrulur dururuz. Lacan’ın 'arzunun metonimisi' dediği durmak bilmeyen hareket, ilk kaybettiğimiz yuvayı, o mutlak aidiyeti her yeni nesnede ve insanda telafi etme umududur.
Öyleyse tamamıyla bir yere, birine ya da bir şeye ait olmak mümkün değil. Ve ancak, Bu ilksel bütünlük kaybının getirdiği, içimizdeki o kalıcı boşlukla savaşmayı bıraktığımız zaman aidiyet fikri’ ile bağ kurarız.
— İrem Ceylan Uluğ
Klinik Psikolog · Ankara

